Öznur Yücetaş Uysal
Bazı akşamlar vardır; masa kuruludur ama eksiktir. Tabaklar tamamdır, yemek sıcaktır ama bir şey hep yarımdır. Çünkü mesele sadece yemek değildir. Aile bir aradaysa sofranın da bir anlamı vardır.

Biz bir zamanlar akşamları aynı saate göre nefes alırdık. Annemin mutfakta tencereyle konuştuğu, yemeğin altını kısarken “birazdan gelirsiniz” diye seslendiği saatlerdi o akşamlar. Anne eli değmiş bir yemeğin tadı başka olur derler ya; o tat sadece damakta kalmaz, insanın içine işler. Bir kaşıkta çocukluk vardır, bir lokmada korunmuşluk.
Babamın en sevdiği patlıcan oturtmayı her yediğimde gözlerim dolar. Sadece bir yemek değildir o. Sessiz bir adamın sofrada biraz daha dik oturmasıdır. Tabağını bitirirken yüzünde beliren o belli belirsiz memnuniyettir. Şimdi o yemeği her yaptığımda, lokmalar boğazımdan zor geçer. Çünkü bazı tatlar rahmetle yenir.
Ablam…
Sarmayı en çok o severdi. Sofrada sarma varsa, onun gülümsemesi de mutlaka olurdu. Yaprakları tek tek dizerken sabrı, yerkenki neşesi hâlâ gözümün önünde. Şimdi her sarma yediğimde, önce onun yüzü gelir aklıma. Bir lokma alırım, gülümsemesini hatırlarım; ikinci lokmada içim burkulur. Çünkü bazı insanlar gittikten sonra bile sofrada yerini korur. Ablam artık yanımda ve hayatta değil ama sarmanın tadında hâlâ yaşıyor.
Gurbet sadece mesafe değildir. Gurbet, akşam yemeklerinin sessizleşmesidir. Herkesin bir yerlere yetiştiği, sofraların aceleye geldiği bu zamanlarda, aile bağları da fark edilmeden çözülüyor. Oysa bir akşam yemeği, günün bütün yorgunluğunu alabilirdi eskiden. Aynı masada susabilmek bile yeterdi.
Şimdi anlıyorum… Aile dediğimiz şey büyük sözlerden değil, küçük alışkanlıklardan oluşuyormuş. Aynı saatte yenilen yemeklerden, aynı tencereden doldurulan tabaklardan, “biraz daha al yavrum” diyen annelerden…
Belki bu yüzden bazı yemekler hâlâ gözyaşıyla yeniyor. Çünkü hatıralar açken gelir, sofra kurulduğunda konuşur.

Ve insan en çok, bir daha asla aynı şekilde kurulamayacak o akşam sofralarını özlüyor.
Aynı sofrada buluşamadığımız her akşam, fark etmeden biraz daha yalnızlaşıyoruz.
Biraz daha parçalanıyoruz..











